OSMAN NURİ ÖLMEZTOPRAK

DERVİŞİN BİR GÜNÜ NASIL GEÇMELİ

DİKKATLE OKUYUN
ŞEYH OSMAN EFENDİ HAZRETLERİNE GÖRE
(GAVSUL AZAM ŞEYH OSMAN HAZRETLERİ'NİN MENKIBELERİNDEN)


İnsanlığa rahmet olarak gönderilen Sultan-ı Evliya, Şeyh Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, bir yaz akşamı
derviş arkadaşları ile toplanmış
Hak'kı zikrettikten sonra arkadaşlarına dervişte bulunması gereken özellikleri anlatarak sohbetine
başlamıştır.


---------------------------------------------------------------

Sultanımız, dervişliğin özel bir yol olduğunu özel olduğu kadar da güzel ve tatlı bir yol olduğunu
ağyarın (derviş olmayana ağyar denir.) bu yoldan anlayamadığını bir çoğununda daha yolu hali anlamadan
dervişliğe karşı çıktığını Hak'tan, hakikatten uzak kaldığını söyleyerek sohbete
başlamıştır.
---------------------------------------------------------------

Arkadaşlarına dervişliğin ilk şartının edep ve terbiye olduğunu, yaratılan varlıklar içerisinde
en değerlisinin insan olduğunu, Hak'ın nurunu taşıyan yegâna varlık olduğunu buyurmuştur.
Allah'a (cc) giden en kestirme yolun Tarikat olduğunu söyledikten sonra bu yolu istismar eden sahte Şeyh'lere
ve uydurma Tarikat'lara dikkat edilmesini, şeriatı olmayan insanların değil Şeyh, derviş olmasını;
Müslüman bile olamayacağını söyledikten sonra dervişin ruhunun büyümesi için yapması gereken ibadetleri
anlatmaya başlamıştır.

---------------------------------------------------------------

Dervişin gecenin bir yarısında mutlaka kalkmasını ve Hak'kı zikretmesini emretmiştir. Ve bu zikri arkadaşların nasıl çekeceğini kısa ve öz bir şekilde anlatmıştır.
---------------------------------------------------------------

Şimdi sizlere bu zikrin nasıl çekileceğini neler yapılacağını Şah Evliya, Sultan, Şeyh Osman Nuri Bağdadi Hazretleri'nden rivayet edeceğiz inşallah. Gönül Sultanları'nın Şahı, Şeyh Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, dervişin gece ibadetinin dergâhı izzette bihakkın kabul olunması için, gündüzünün Hak'ka ve hakikate uygun olması şeriatın ahkâmına göre geçirilmesi gerektiğini buyurmuş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:
---------------------------------------------------------------

Dervişin yirmi dört saati şöyle geçmelidir: Sabah namazını kılan derviş, hemen arkasından çekmekle yükümlü olduğu dersini (321 diye kısaca tarif edilen dersini) çeker.
---------------------------------------------------------------

Dersin bitimi ile dünya işleri ile meşgul olmak iaşesini kazanmak üzere dünyevi işleri ile meşgul olur. Bu meşguliyet içerisinde Efendisi ile manevi irtibatını kesip (Sultanı'nın hayalini asla kaybedip gaflete düşmez) gönlünü dünya işlerine kaptırmaz.
---------------------------------------------------------------

Eli iş ile meşgul iken gönlü ile Hak'kı zikretmeye devam eder.
---------------------------------------------------------------

Öğlen saati geldiğinde mümkün ise yemek yemeden öğlen namazını kılar, namazın tespihini çektikten hemen sonra kısa üç beş dakika Şeyhini rabıta eder ve onun bitiminde öğlen yemeğine oturur ve yemeği aşırıya kaçmadan yer. (Midesinin üçte birini yemek, üçte birini su, kalan üçte birini de boş bırakır)
---------------------------------------------------------------

Efendi Hazretleri yemek konusunda dervişlerini sık sık uyarmış ve dervişin, hayvani bir şekilde yemek yememesi gerektiğini buyurmuştur.
---------------------------------------------------------------

Öğlen istirahatı esnasında imkân çerçevesinde Peygamber Efendimiz'in üzerine bol bol Salâvat-ı Şerife getirmelerini emretmiştir ve devamla şöyle buyurmuştur:
---------------------------------------------------------------

Arkadaşlar çektiğiniz her Salâvat, Peygamber Efendimiz'e (sav) yaklaşmak üzere atılmış bir adım gibidir. Attığınız her manevi adımla, (Salâvat ile) Resulü Ekrem'e (sav) bir adım daha yaklaşmış olursunuz.
---------------------------------------------------------------

Boş insanlarla çok önemli olan zamanınızı araya vermeyin. Bakın her mümin ömrünün sonuna yaklaştıkça en çok yandığı üzüldüğü şey nafile işlerle zamanının boşa geçmesine ve yapamadığı ibadetlerine üzülür yanar. Ama yapacak pek fazla bir şey kalmamıştır. Çünkü dünyaya gelen her insanın ömrü belirli bir zaman ile sınırlıdır. Eğer işiniz münasebeti ile lüzumsuz insanlarla birlikte olmak zorunda kalırsanız, onlar ile laf yarıştırmayın. Mümkün olduğu kadar konuşmalarınızı kısa tutun onlar konuşsun. Siz sukut edin, bu sukut esnasında Hak'ın isimlerini zikredin. Bu zikri de içinizden çekin. Karşıdaki insanlara Hak'kı zikrettiğinizi hissettirmeyin.
---------------------------------------------------------------

Sultanımız, devamla şöyle buyurmuştur. ' İkindi ezanı ile hızla namazınızı kılmaya gayret edin; çünkü şeytan bu namazı erteletip sizlere kıldırmamaya gayret eder. Sebebine gelince: şeytan namazı kıldırmamak için akşamın yaklaştığını, elindeki işleri bitirip namazını öyle kılması gerektiğini müminin kulağına fısıldar.
---------------------------------------------------------------

Eğer melun şeytanın sizi dünya işlerine çekmesine fırsat verirseniz bu namazı kılamadan akşamın okunduğunu görürsünüz. Sebepsiz namazı tehir eden dervişin üzerine Hak'ın rahmeti inmez ve zaman içerisinde de nuru, feyzi kesilir. Yani ikindi namazı zamanında kılınıp dünya işlerine öyle devam edilmelidir.' Buyurmuştur. Sultanımız, sohbetine şöyle devam etmiştir: 'Akşam saatlerinde insanlar genellikle evlerine dönerler, eve vardığınızda gün ne kadar zor ve yorucu geçerse geçsin, kesinlikle hane halkına sert ve incitici söz ve hareketlerde bulunmayın. Çünkü şeytan gündüz aldığınız ikramı döktürmek için gayret sarf eder. Derviş feraset sahibidir, kazancını ezeli ve ebedi düşmanına kaptırmaz.
---------------------------------------------------------------

Eğer sizden en ufak gaflet bulursa, küçük şeyleri büyütür ve gündüz aldığınız manevi ikramı dökmekle kalmaz. Gece yapacağınız ibadetleri de gönül huzuru içinde yapmanıza fırsat vermez eve girer girmez hiç zaman kaybetmeden akşam yemeğini yemeden abdestli olsanız dahi abdestinizi yenileyin, namazınızı kılın ve yemeğe öyle oturun. Akşam yemeğinde midenizin yarısını boş bırakın ki gaflet basıp gece ibadetinden mahrum kalmayasınız. Akşam karnını tıka basa doyuran derviş kesinlikle gece ibadeti yapamaz, yapsa da Hak'ın rahmetine mazhar olamaz.' Dedikten sonra sohbetine şöyle devam etmiştir: ' Bir müddet günün yorgunluğunu atmak üzere istirahat edin, eğer bulunduğunuz muhitte zikir halkası var ise cemaatle Hak'kı zikretmek üzere hızla halkaya katılın, halkanın üzerine inen nurdan feyizden sizlerde payınıza düşen rahmeti almaya talip olun. (Şeriat'a kaim, halkaya daim olun, buyuruyor Sultanımız.) Yatsı namazını derviş arkadaşlarınızla cemaatle kılın;
---------------------------------------------------------------

şayet bulunduğunuz yerde halka yok ise evinizde yatsı namazınızı kılın ve fazla geç kalmadan bir müddet sonra uyuyun ve gecenin ilerleyen bir yarısında tekrar uyanın,

gece dersinizi çekmek için yeniden abdest alın ve bu yapacağınız ibadetleri imkân çerçevesinde hane halkını rahatsız etmeden yapın.
Sizin gece dersi çektiğinizi sizden başka insanlar ile paylaşmayın. Şeytan size musallat olur. Gönlünüze gurur kibir gelir ise yapmış olduğunuz ibadetler araya gider.

Yaptığınız ibadetleri imkân çerçevesinde saklayın; çünkü nefsin en hoşuna giden şey eksiklerini saklayıp var ise güzelliklerini ortaya koyup o kulun Hak'ka gitmesine mani olmaktır. Dervişin en çok sakınması gereken konuların başında riya, gurur, kibir gelir. İnsanlar hakkında daima hüsnü zan edin kulların eksik ve noksanları ile meşgul olmayın.' Buyurduktan sonra Şah Evliya, şu sözlerle sohbetine devam etmiştir:
---------------------------------------------------------------
'Abdestini alan derviş, mümkün olduğu kadar sessiz ve sakin bir odaya geçer.
Allah (cc) rızası için iki rekât namaz kılar ve her hangi bir mazereti yok ise kıbleye yüzü dönük olarak diz çöker ve oturur.
'yirmi bir "estağfurullah" der.
Üç İhlâs, bir Fatiha okur ve elini yüzüne sürdükten sonra ölümünü tefekkür eder.
Ama kâmil manada kendisi ölmüş gibi tefekkür eder. Daha sonra Şeyhini rabıta eder daha sonra vücudu hareket etmeden dilini de damağına yapıştırarak derin bir nefes alır ve soluğunu tutar.
Soluğunu tutması ile birlikte Allah esmasını çekmeye başlar.
İlk zamanlarda her nefes tuttuğunda otuz üç defa Allah esmasını çeker zaman içerisinde nefesi açıldıkça bu sayıyı artırır. Bir tespihe çıkartır.
Yani her nefes tutuşunda yüz tane Allah esmasını çeker, nefesini dışarı verirken ağır ağır burnundan verir. Ve nefesinin yerdikten sonra içinden usulca 'İlahi ente maksudi ve rızake matlubi' der bu kelamın Türkçe karşılığı şudur:
Yarabbi bütün maksadım ve maksudum senin rızanı kazanmaktır.
---------------------------------------------------------------

Bir gece dersinde -- asgari beş bin -- tane Allah esmasını zikreden dervişin kalbi, Hak'ın nuru ile ısınmaya başlar ve bir müddet sonra o dervişin gönlü, gece uyurken bile Hak'kı zikreder. Bu dersleri tespih eden derviş zaman içerisinde Hak'ın sevdiği kullar arasına katılır ve ağır ağır maksadına vasıl olur.'
---------------------------------------------------------------

Buyuruyor Şah-ı Evliya, Sultan Şeyh Osman Nuri (Bağdadi) Hazretleri.
Efendi Hazretleri sohbetin sonunda derviş arkadaşlarına, bu tarif ettiği zikrin adının hafi (gizli) zikir, diğer adının ise Nakşî zikri olduğunu söylemiş ve bu zikre devam eden dervişin çok kısa zaman zarfında ruhunun büyüdüğünü, nefsinin küçüldüğünü idrak eder, demiştir. Vücudunu bu zikre alıştıran derviş bir daha bu zikirden asla vazgeçemez devamla arkadaşlar derviş kul hakkına, hayvan hakkına çok dikkat eden insandır. Aman aman Beytül maldan uzak durun dergâhı izzette bunun asla affı yok !

KAYNAK: Hazreti Gavsın Oğlu Seyit Muhammet Latif Ölmeztoprak